Hukuk davası nasıl açılır?

Hukuk davası nasıl açılır?

Hukuk davası açmak kavramı; hukuki bir sonuca ulaşmak, hüküm elde etmek amacıyla yargı organına başvurma sonucunda, sıklıkla bir kişi veya kurum aleyhinde mahkeme önünde hak talep etmeyi ifade etmektedir. Ceza davalarının aksine hukuk davaları, başvuru neticesinde açılmaktadır.
Davanın açılması, birkaç aşamadan meydana gelmektedir. Bu aşamaları, davanızı bir avukata vekalet vermek suretiyle takip edecekseniz, alacağınız profesyonel hukuki yardım sayesinde rahatlıkla atlatabilirsiniz. Bu makalenin amacı, açacağı hukuk davasını herhangi bir avukata vekalet vermeksizin sürdürecek bireylere rehberlik etmektir.

1 Görevli ve Yetkili Mahkeme Tespit Edilir

Görevli mahkemenin tespiti, davanın hangi mahkemede görüleceğinin tespitinin “görev” kurallarına göre belirlenmesini ifade etmektedir. Davayı görevli olmayan mahkemede açtığınız takdirde dava dilekçeniz reddolunacaktır.
•Mahkemeler arasında görev ayrımını örneklendirmek gerekirse; Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, İş Mahkemesi….

Yetkili mahkemenin tespiti ise, davanın hangi yer mahkemesinde görüleceğinin tespitnin, yetki kurallarına göre belirlenmesini ifade etmektedir. Davanın yetkili olmayan mahkemede açılması halinde, söz konusu dava türünde yetki kamu düzeninden kaynaklanıyorsa (kesin yetki kuralının mevcudiyeti hali), taraflar mahkemenin yetkili olduğuna dair anlaşsalar dahi, mahkeme re’sen yetkisizlik kararı verecek ve dava dilekçesinin reddine hükmedecektir. Yetkinin kamu düzeninden kaynaklanmadığı hallerde ise (kesin yetki kuralının mevcut olmaması hali), karşı tarafın verilen süre içerisinde yetki hususunda itirazı neticesinde, mahkeme yetkisizlik kararı verecek ve dava dilekçesinin reddine hükmedecektir.
•Mahkemeler arasında yetki ayrımını örneklendirmek gerekirse; İstanbul Mahkemeleri, Ankara Mahkemeleri, İzmir Mahkemeleri…

2 Dava Dilekçesi Hazırlanır

Dava için hazırlanacak dilekçeler, kural olarak belli bir düzen içerisinde olmalıdır. Dilekçe; düz, çizgisiz, beyaz bir kağıt üzerine; bilgisayar aracılığıyla yahut mürekkepli kalem ile yazılmalıdır.
Dilekçenizde davayı açma sebebinizi özlü bir biçimde anlatmalısınız.

Örnek Dava Dilekçesi 

Hukuk Davası Dilekçe Örneği

Hazırlanan dilekçe temin edilecek dava dosyasına yerleştirilir.

3 Adliyede Yapılacak İşlemler

Adliyeye giderek tevzi bürosundan sıra almalısınız. Sıranın gelmesini takiben, ilgili dosya memura teslim edilir ve memur tarafından dosyada yer alan bilgilere göre gider avansı ve harçları kapsayan ücret taahhuk edilir. Taahhuk edilen bu ücret, vezneye gidilerek ödenir ve dava dosyası memura teslim edilir.

Gerçekleştirdiğiniz bu işlemler neticesinde, memur söz konusu dosyayı sisteme işleyecek, işlenen dosyaya hakim şerhini yazıp tarih koyarak imzalayacaktır. Ardından dosya, mahkeme kalemine veya yazı işlerine havale edilecek ve dava esas defterine kaydolunacaktır. Davanın esas defterine kayıt edildiği an dava resmen açılmış olacaktır. Davanın açılması ile dava konusu ilgililere çağrı kağıdı gönderilir.

İtiraz ve Defi Ne demektir?

İtiraz ve Defi Ne demektir?

Alacaklı, alacağını tahsil amacıyla borçluyu ifaya zorladığında, borçlu varsa usul hukuku ya da maddi hukuka dayanan savunmalarda bulunabilir. Maddi hukuka dayanan savunmalar ikiye ayrılır. Birincisi itiraz; hakkın hiç doğmadığını ya da sona erdiğini iddia eden savunma türlerine denir. Örneğin borcun ödendiğini belirtmek, hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu iddia etmek itiraz türlerine örnek verilebilir.

Defi ise borçlunun ifadan kaçınmasına imkan tanıyan özel sebeplere denir. Burada zamanaşımı def’i, haksız fiil def’i, sebepsiz zenginleşme def’i, ayıplı ifa def’i, ödemezlik def’i veya ifa güçsüzlüğü halinde ödemezlik def’i, hapis hakkına ilişkin def’i veya alıkoyma hakkına ilişkin def’i, kefilin sahip olduğu def’iler ve pactum de non petendo defi örnek verilebilir.

İtiraz ve Defi’inin ayrımı hususu usul hukuku bakımından önemlidir. Bu önem dava devam ederken borçlunun başvuracağı savunmanın niteliğindedir. Başka bir anlatımla dava devam ederken hem itirazları hem defileri ileri sürmek mümkün olmayacaktır. İtirazlar davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Örneğin borcun ödendiğine dair belge davanın her aşamasında itiraz olarak ileri sürülebilir. Bunun yanında itiraz sebepleri hakim tarafından resen incelenir. Buna karşılık defi’ler en geç cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Örneğin zaman aşımı defi en geç cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. Hakim resen dikkate almayacağı gibi, cevap dilekçesinden sonra ileri sürülmesi halinde karşı taraf savunmanın genişletilmesi kuralına aykırılıktan bahisle defi’nin reddedilmesini talep edecektir.

Hukuk’ta İyi Niyet Kavramı

Hukuk’ta İyi Niyet Kavramı

“Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır.

İyi niyet kavramına, Medeni Kanunun ve Borçlar Kanununun değişik maddelerinde yer verilmiş olmakla beraber, bu hükümlerin hiçbirinde iyiniyetin tam bir tanımı yapılmış değildir. Ancak TMK’nın 3 ve 1024 başta olmak üzere, yasal hükümlerin içeriğinden hareketle, iyi niyetin genel bir tanımının yapılması mümkündür. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. İyi niyetin tersi olan kavramı kötüniyet oluşturur. Kötü niyet de, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmek veya hâlin gerektirdiği özen gösterildiğinde bilebilecek durumda olmak şeklinde tanımlanabilir.

Bu tanımlar ve tanımların dayandığı kanun hükümleri dikkate alındığında, iyi niyet ve kötüniyet; belirli bir olay veya olguya ilişkin olarak, bir kişinin bilgisine ve inancına yönelik yapılan bir değerlendirmeyi ifade etmektedir. Bu değerlendirme sonucuna göre bir kişinin belirli bir durum karşısında iyiniyetli veya kötüniyetli olduğundan söz edilmektedir. Bu açıdan, iyi niyet kişiye özel olup, subjektif bir nitelik taşır. Bununla beraber, günlük hayatta ve bazı kararlarda iyiniyetli olma, kötüniyetli olma bir davranış şekli olarak ele alınmakta; kişilerin iyi niyetli veya kötü niyetli hareket ettiğinden bahsedilmektedir. Bu şekilde kullanımın, Medeni Kanunda iyiniyet ve kötüniyet kavramlarına verilen anlama uygun olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bununla beraber bu tarz bir kullanımda, yürürlükten kalkan 743 sayılı Medeni Kanunun “herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsniniyet kaidelerine riayetle mükelleftir” şeklindeki 2. maddesinin de etkisi vardır. Halbuki hakların kullanılması ve borçların ifasında geçerli davranış kuralları, herkes yönünden uygulanacağından, objektif bir nitelik taşımaktadır. Bu gerçeği göz önünde bulunduran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), 2. maddede herkesin “haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda” olduğu belirtilmiş, söz konusu davranış kurallarını, dürüstlük kuralı kavramı ile ifade etmiştir. Her ne kadar farklı kavramlar olsalar da, dürüstlük kuralı ve iyi niyetin temelinde namuslu, doğru ve dürüst davranma kuralı yer alır (DURAL / SARI, s. 218-219).

Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanunun 3. maddesinde düzenlenen iyiniyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır.

Medeni Kanunun 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu halde, Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.

İyi niyet, MK 3’ün ifade ettiği üzere hakların kazanılmasında kazanmaya engel bir durumu bilmemek ve bilmesi gerekmemektir. İyi niyette objektif olarak haksız bir davranış vardır, fakat haksızlık yaptığı bilinci bulunmadığı için hukuk düzeni, bu iyi niyeti korumaktadır. Bu sebeple kanunda belirtilen hallerde hak kazanan şahsın olumsuz durumu, elverişsiz durumu kaldırılmakta, bertaraf edilmekte, onun hakkı kazanması sağlanmaktadır. Yanlış bir durum doğduğu halde, Medeni Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan güvenin korunması düşüncesi ile iyiniyetin korunması gerekmektedir. Başka bir değişle, iyiniyetin korunması, temelindeki dürüstlük kuralı gereği olan güvenin korunmasına dayalıdır. Mesela emin sıfatı ile zilyetten bir menkulün mülkiyetinin kazanılmasında, devredenin tasarruf yetkisine sahip olmadığını bilmeme (yani iyiniyetli olma) başka değişle tasarruf yetkisinin varlığına güvenme korunmaktadır. İşte bu güveni koruma, dürüstlük kuralı temeline dayanmaktadır. Ancak işaret etmek gerekir ki, bu yakınlık iki kurum arasında dürüstlük kuralı ile iyi niyet arasında mevcut farklılığı ortadan kaldırmaz. Dürüstlük kuralı ahlaki temele dayalı, orta vasıfta, makul ve dürüst bir insanın davranışını göstermektedir. İyi niyet ise sadece bir hakkın veya hukuki durumun kazanılmasına engel olabilecek bir durumu bilmemek ve bilmesi gerekmemektir (AKYOL, Ş.: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı İstanbul 1995, s.10-11).

Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanunun korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır.

Açık ve Örtülü İrade Beyanı Nedir?

Açık ve Örtülü İrade Beyanı Nedir?

Bir irade beyanının ne ifade ettiği yoruma gerek kalmaksızın açık ve anlaşılır bir şekilde beyanın kendisinden anlaşılabiliyorsa bu irade beyanı açık irade beyanı olarak adlandırılır.

Açık irade beyanına örnek: A: Telefonumu 100 TL’ye satıyorum, alıyor musun? – Evet, alıyorum.

Burada mimik ve jestlerin dahi açık irade beyanı anlamına gelebileceğini unutmamak gerekir. Örneğin evet anlamına gelen bir işaret, kaş-göz işareti de bazı durumlarda açık irade beyanı sayılabilir.

Örtülü İrade Beyanı Nedir?

Örtülü irade beyanı, bir iradenin kendisinden ne olduğu direkt olarak değil de yorum yöntemiyle, tahminler ve bazı çıkarımlar ile anlaşılıyorsa o irade beyanına örtülü irade beyanı denilebilir. Ticari hayattaki örf adetlere göre bazı yorumlar yapılarak durum ortaya konuluyorsa yine örtülü irade beyanı söz konusudur.

Susmak Örtülü İrade Anlamına Gelir Mi?

Halk arasında günlük yaşantıda sıkça kullanılan “Sükut ikrardandır.” sözü hukukta geçerli değildir. Kural olarak susmak ikrar şeklinde yorumlanmaz. Sadece belli durumlar için susmak örtülü irade beyanı olarak tanımlanabilir. Örneğin toptancı A, B’ye sürekli mal satan bir tüccardır. Bu ticari ilişki kapsamında her hafta B’ye yeni mallar getirip satacağını beyan etmektedir. B’nin susması, kabul beyanı anlamına gelir. Çünkü ticaret örfüne göre, B eğer mal almak istemiyorsa, A’nın sürekli olarak mal getireceği teklifini uygun süre içerisinde reddetmesi gerekirdi. Bu durumda susmak örtülü iradeyi temsil edecektir. Burada belirtmek gerekir ki B icap anında ayırt etme gücüne sahip olmadığını iddia ederek ispatlaması halinde susmanın kabul beyanı anlamına gelmediğini iddia edebilir.